– Kıymetli editörüme…
Kalbim artık yok, uzun yola çıktı,
arkasına bakmadan geçti eski zamanın gölgesinden.
Çocuk parklarında kırılmış salıncaklar,
fısıltılarla vedalaştı yitip giden seslerle.
Ayakkabılarımı bıraktım çakıllı yolların kıyısında,
çünkü her adım, yeni bir hikâyeye kök salıyor artık.
Karlar erimeden gitmeliyim,
çünkü bahar bir mevsim değil;
bazen bir alfabe, bazen kırılan bir zincir.
Göç eden kuşlar, eski sözlerimi taşır rüzgârlarda.
Kim bilir hangi rüzgârda uçurum olur düşlerim,
hangi sessizlikte yankılanır izlerim.
Aynalar eskir kışın,
karlar birikir saçlarıma.
Gözlerimdeki çiğ tanesi,
yeni sabahların işareti belki,
belki tortusu eski gecelerin.
Yol, kavisli ve konuşkan.
Dizlerimde biriken ağrılar,
her adımda şarkı söyler gibi:
“Geçmiş bir anı, ama unutmadan ilerle.”
Bir döngü kırıldı.
Filizleniyor kırıldığı yerden yenisi
Bu kırılmada bir harita saklı:
her çizgisi, yaşanmamış bir öykü.
Küçük çakıl taşları bile konuşuyor;
benimle: “Düşmek bir sanattır,
ama kalkmak… İşte, o şair işidir.”
Gökyüzü şimdi bir zar atıyor;
bulutların arasından düşüyor kader.
Bir martı gülümsemesi,
çiziyor yeni haritalar kıyıya.
Çünkü bahar, beklemek değil.
Bahar, adımları şafağa karıştırmak.
Yoldayım.
Boş ceplerimden yıldızlar düşüyor.
Omzumdaki yükü değil,
içimdeki boşluğu taşıyorum artık.
“Kalbim artık yok,” demiştim ya,
aslında hâlâ burada, bir taşın sabrında belki,
belki de bir kayanın yamacında
filizlenen otlara tutunmuş
Ellerimdeki yara izleri,
gözlerimdeki bilinmezlikler,
her şey yeni bir döngüye dair,
her şey tamamlanmamış bir şiir gibi.
Her adımda geride kalanlar
bir gölgeye dönüşüyor;
unutulmayan bir mektup,
dudakta yarım kalmış bir söz,
ve hep kırık bir taşın altına saklanan anılar.
Ama yürümeliyim,
çünkü yürümek,
eski yükleri taşımadan da mümkün.
Karlar erimeden gitmeliyim,
çünkü eriyen her damla,
henüz doğmamış bir baharın tohumu.
Ve bahar, sadece yolda karşılanır;
uçurum kenarında yeşeren bir çalıda,
belki de terk edilmiş bir mektubun
satır aralarında.
Görmek, anlamaya yetmiyor bazen.
Gökyüzüne bakıyorum;
bazen gri, bazen altın, bazen de kireç beyazı.
Ama biliyorum,
her rüzgar bir yolculuğun elçisi.
Ve yollar, beni hep ileriye götürmese de,
bazen geri dönmemi istemese de,
buluşacağımız bir nokta var.
Bir bahar, yalnız yolda yaşanır.
Ellerimde bir valiz,
ceplerimde geçmişin kırıntıları,
yeni bir döngünün eşiğindeyim.
Artık biliyorum,
her veda bir masalın sonu değil;
bir başka masala açılan kapıdır.
Erken kalkmak bir bahar kuralı değil,
bir uyanış, karların altında
biriken eski sözlerin çözülmesi gibi.
Erken kalkmak bir alışkanlık değil,
kırılan bir döngünün bazen
yeniden inşası gibi.
Yol, hep çağırır ya bizi,
bilmiyorum, belki de ayaklarımızın
tutunacak bir zemine hasreti bu.
Her adımda ardımda bıraktığım
gölgenin ağırlığını hissediyorum;
bir hatıranın unutulmazı,
bir resim çerçevesinin tozlanmış köşesi.
Karlar erimeden gitmeliyim,
çünkü eriyen her kar,
yeni bir başlangıcın mezar taşıdır.
Yolda baharı karşılamalıyım,
bahar yolda karşılanır çünkü;
evlerde değil,
uçurum kenarında yeşeren
bir çalıda,
belki de terk edilmiş bir mektubun
satır aralarında.
Ve yol;
her zaman ileri gitmez.
Bazı yollar geri çeker seni,
bir düş kırıntısına,
bir geçmiş dikişine.
Ama dönüp de bakmamalıyım,
çünkü döngüler kırılır
ve ardından yenisi başlar.
Bir dönemin kapanışı,
bir başka masalın başlangıcıdır,
ve masallar her zaman mutlu sonla bitmez,
ama bitişleri hep güzeldir.
Bir bulut gibi geçiyorum;
rüzgar nereye savurursa,
gökyüzü her zaman mavi değil,
bazen kurşuni, bazen de paslı bir altın.
Artık biliyorum,
her veda bir öyküdür,
ve her öykü,
bir başka vedayı yazar.
Karlar erimeden gitmeliyim.
Çünkü bu yolda,
yeni bir ben,
eski bir şairin dizelerinde saklı.
Karlar erimeden gitmeliyim,
çünkü bu yol,
benden daha fazlasını öğrenmek için bekliyor.
Etiketler:
#şiir













Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!