1.
Kalabalık, her zaman burada,
Proteus’un çocukları: dün tunç, bugün balçık,
kırık aynalardan sızan bir tanrıya vekalet verdiler.
Bilgelik dedikleri, kütüphaneleri yakan bir duman,
sınırsız güçleri: kelimeleri kemiren asit.
Ve inandılar ki bu sis,
ölülerin bile sustuğu bir mahkemede,
ruhlarını cennete satacak.

2.
Küçük azınlık, kadife perdelerin aralığından
Proteus’un yeni derisini soyuyor sessizce:
bir önceki gömülmüş, bir sonraki kutsal.
Göt atıyorlar birbirlerine,
tırnaklarıyla kazıdıkları tabletlerde
“hakikat” diye yazıyor: “dün şuydu, yarın bu.”

3.
Kalabalık her şeyi bilir,
Proteus’un dilinden düşen pulları
dua sanarak yutmuş çocuklar gibi.
Ama hakikat,
kırık testilerde biriken yağmur suyu:
kim içerse, bir sonraki kurban.

4.
Akraba ziyaretlerinde seccadeler yıkanırken,
Proteus sofrada: tuzsuz ekmeğe sarılı.
“O işin doğrusu öyle değil!” diyen ses,
duvarda asılı kılıcın pasına karışıyor.
Çay bardakları titrer,
her yudumda bir şekil değiştiren zehir.

5.
Gömülenler ve viski içmeyenler kuyrukta:
Proteus’un yuttuğu saatleri geri sayanlar.
Her şey yerli yerinde,
kendi mezarlarında dans eden iskeletler kadar güvende.
Bayram sofralarında,
yarım kalmış cümleler
şeker yerine pullanmış deri kokuyor.

6.
Bir devin gölgesi düşer sokaklara,
herkes ellerini uzatıp dokunuyor yokluğa.
Bilgeymiş gibi sallanan bir saat,
hakikati ısırıyor dişsiz çenesiyle.
Proteus’un gölgesinde ellerini uzatanlar
tutuyor yalnızca buğday saplarını.
Bilgeymiş gibi sallanan kırık bir sarkaç,
dişsiz çenesiyle ısırıyor hakikati:
“Bir gün…” diye mırıldanırken kaldırımlar,
ölüler bile bekliyor vekaletin vaadini.

7.
Bir delikten sızan ışık: kurtuluş numarası.
Viski içmeyenler, yeni deri için kavga edenler,
Proteus’un dökülen pullarını yapıştırıyor alınlarına.
Hakikat şimdi bir bilişim hatası,
gece yarısı sunucularında
Proteus’un son şekli yükleniyor: 404.

8.
Muktedir değil aslında o, sadece bir kukla
giydirilmiş krallık pelerinine.
Her sabah sayıyor çürüyen günleri,
oysa taht dediği, kendi yuttuğu saatlerin içi.
Proteus’un bininci yüzünde donmuş çığlıklar.
kalabalığın korkusundan doğan bir hologram.
Aynada gördüğü: halkın gözlerinde biriken yalan,
ve kendi elleri — tuttuğunu sandığı küller.

9.
“Kaybetmemek için kaybediyoruz,” diye fısıldar rüzgâr
ve kalabalık, ezberlediği ilahiyi söylerken,
toprak altından bir çığlık yükseliyor:
“Proteus’un son derisini biz diktik!”

Şehir suskun, sokaklar mühürlü,
Proteus şimdi bir çocuk oyuncağı: paslı bir topaç.
Bir devin gölgesi düşer sokaklara,
gömülen dillerin yankısı çatlak duvarlarda.
Ve kalabalık hâlâ inanıyor:
her şeyin en doğrusunu bildiklerine.

Yarım Kalan Projelerin Unutulmaz Organizatörü

Farklı İşler!

Profil 1

Nuri Bay

Profil 2

Nuri Sel*

Profil 3

Ferit Nakıs

Profil 4

Ömer Lütfi Ünbil

Profil 5

Nuri Bay v4.0

Kategoriler

Son yorumlar

Üst veri

Etiketler

Etiketler:

#şiir #çıkıntı #edebiyat

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.