Giriş: “O Yazmayı Benden Öğrendi” – Kişisel Bir İtiraf ve Epistemolojik Kırılma

Yirmi yıldan fazladır, çoğunlukla akademik metin olmak üzere yoğun bir içerik üretim sürecinin içindeyim. Son dönemde ise entelektüel üretimlerimi yazaboza.com.tr ve teknikpiyasa.com.tr bloglarımda sürdürüyorum. Ancak son zamanlarda, yazdıklarımın üslubuna ve yazma hızıma bakan okurlardan sıkça, şüpheyle karışık şu soruyu duyuyorum: “Acaba yapay zeka ile mi yazdırdın?”

Bu soru, dijital çağın yazarlar üzerinde kurduğu “ispat baskısının” en somut tezahürüdür. Cesaret bulup bu soruyu soranlara cevabım ise net ve biraz da ironiktir:

“Hayır, yazdırmadım ama o yazmayı benden öğrendi.”

Bu iddialı cümle, sadece bir savunma mekanizması değil, teknik bir gerçeğin ifadesidir. Dil modellerinin (LLM) eğitiminde en çok kullanılan kaynak, halka açık olması, yapısal tutarlılığı ve telif sorunlarının daha az olması nedeniyle akademik literatür olmuştur. Yıllarca akademik içerik üretmiş biri olarak, yapay zekanın benim (ve benim gibi binlerce akademisyenin) üslubunu taklit etmesi, onun bir başarısı değil, veri setindeki yapısal bir “aşırı uyum” (overfitting) sonucudur. Yapay zeka, akademik dilin o mesafeli, kurallı ve edilgen yapısını “varsayılan” iletişim modu olarak benimsemiştir. Dolayısıyla bugün “yapay zeka gibi yazmakla” suçlananlar, aslında yapay zekanın “öğretmenleri” olan bizleriz.

İşte bu yazıda, bu kişisel anekdottan yola çıkarak, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığımız o büyük kırılmayı ve dönüşümü ele alacağız. Bu dönüşüm, “yazan özne”nin kimliğine ve varoluşuna dair ontolojik bir krizdir. Özellikle Kasım 2022’de OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT’nin halka arz edilmesiyle başlayan süreç, dijital metin ekosistemini kökten değiştirmiş, insan ve makine arasındaki “yazarlık” sınırlarını daha önce hiç olmadığı kadar muğlaklaştırmıştır.1

Graphite tarafından yürütülen kapsamlı araştırmalar ve Kasım 2024 tarihi itibarıyla elde edilen veriler, bu dönüşümün boyutlarını niceliksel olarak kanıtlamaktadır. Bu tarihte, internet üzerinde yayınlanan yapay zeka üretimi makalelerin sayısı, insan yazarlar tarafından üretilen makale sayısını resmen geride bırakmıştır.1 Bu “devrilme noktası” (tipping point), dijital evrenin artık insanların birbirleriyle iletişim kurduğu bir agora olmaktan çıkıp, makinelerin makineler için içerik ürettiği bir yankı odasına dönüşmeye başladığının göstergesidir.

Bu yazının temel tezi, Türkçe gibi sondan eklemeli ve biçimsel kuralları (gramer yapısı) katı dillerde, “yapay zeka gibi yazmak” suçlamasının bir tesadüf veya yazarın beceriksizliği olmadığını; bunun aksine, Türk akademisinin, kurumsal dilinin ve sömürge sonrası eğitim sistemlerinin, yerli ve küresel Büyük Dil Modellerinin (LLM) eğitim setlerinde oluşturduğu yapısal bir kaçınılmazlık olduğunu savunmaktadır.1 Yazarların, yazdıklarını ispatlama zaruretinin bir “dijital panoptikon”a dönüşmesini ve bu gözetim altında “Aptallaşma”nın (dumbing down) bir hayatta kalma stratejisi haline gelmesini eleştirel bir gözle inceleyeceğiz.

Analizimiz, birbirini besleyen ve derinleştiren şu ana eksenler üzerine inşa edilmiştir:

  1. Niceliksel Devrilme ve İçerik Ekolojisi: Yapay zeka içeriğinin yükselişinin istatistiksel analizi.
  2. Veri Seti Arkeolojisi: Türkçe LLM’lerin (TURNA vb.) eğitiminde kullanılan verilerin (DergiPark, YÖK) oransal ağırlığı ve bu verilerin modelin “sesini” nasıl şekillendirdiği.
  3. Sosyolinguistik Çatışma ve Kenyalı Paradoksu: “Kenyan English” örneği üzerinden, formel eğitimin nasıl bir algoritmik şüphe unsuruna dönüştüğü.
  4. Algoritmik Panoptikonun Mimarisi: Dijital dedektörlerin yarattığı gözetim toplumu.
  5. Bilişsel ve Toplumsal Maliyet: Yazarların, yapay zeka damgası yememek için kendi üsluplarını kasıtlı olarak “bozma” (dumbing down) stratejileri.

2. Niceliksel Devrilme Noktası: Yapay Zeka İçeriğinin Yükselişi ve İnsan Yazarlığın Çevrelenmesi

Yazılı kültürün tarihi boyunca, metin üretimi her zaman insani bir bilişsel çabanın, duygusal bir dürtünün veya entelektüel bir birikimin ürünü olarak kabul edilmiştir. Bir metin varsa, onun arkasında düşünen, hisseden ve yaşayan bir özne olduğu varsayımı, iletişimin temel aksiyomu idi. Ancak 2020’li yılların başı, bu kabulün yıkıldığı ve makine üretiminin niceliksel olarak baskın hale geldiği, insan yazarın ise kendi yarattığı veri okyanusunda bir “azınlık” statüsüne düşme tehlikesiyle yüzleştiği bir dönemeçtir. Graphite ve diğer araştırma kuruluşlarının sağladığı veriler, internetin dokusunun nasıl geri dönülemez bir şekilde değiştiğini gözler önüne sermektedir.

2.1. Kasım 2024: Sentetik İçeriğin Hegemonyası ve Altına Hücum

Veriler kronolojik bir hassasiyetle incelendiğinde, yapay zeka tarafından üretilen makalelerin yayılımında belirli kilometre taşları ve kırılma noktaları göze çarpmaktadır. Kasım 2022, sadece teknoloji dünyası için değil, içerik üretim ekonomisi için de milat kabul edilmelidir. ChatGPT’nin piyasaya sürülmesi, dijital yayıncılıkta modern bir “Altına Hücum” (Gold Rush) dönemi başlatmıştır. Şirketler, içerik çiftlikleri (content farms), pazarlama ajansları ve hatta bireysel kullanıcılar, reklam gelirlerini artırmak, tıklama oranlarını yükseltmek ve arama motoru optimizasyonu (SEO) sağlamak amacıyla, maliyeti neredeyse sıfır olan ve saniyeler içinde üretilebilen LLM tabanlı içerik üretimine yönelmişlerdir.

Bu yönelimin hızı baş döndürücüdür. Sadece 12 ay içinde, Kasım 2023 itibarıyla, internette yayınlanan tüm makalelerin yaklaşık %39‘u yapay zeka tarafından üretilir hale gelmiştir. Bu oran, insanlık tarihindeki en hızlı medya dönüşümlerinden birini temsil etmektedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, matbaanın icadından sonra basılı kitapların el yazmalarını geçmesi on yıllar almıştı; internetin yaygınlaşması ve dijital içeriğin basılı içeriği yakalaması ise yıllar sürmüştü. Ancak yapay zeka, sadece bir yıl içinde insan üretiminin yarısına yaklaşan bir hacme ulaşmıştır.

Nihayetinde, Kasım 2024 tarihi, dijital tarihe bir “devrilme noktası” (tipping point) olarak geçmiştir. Bu tarihte, web üzerinde yayınlanan yapay zeka üretimi makale sayısı, insan yazarların ürettiği makale sayısını resmen geride bırakmıştır. Bu durum, internetin doğasına dair radikal bir değişimi işaret etmektedir. İnternet, artık insanların bilgi, deneyim ve duygu paylaştığı, “insandan insana” (human-to-human) bir iletişim ağı olmaktan çıkma riskiyle karşı karşıyadır. Bunun yerine, makinelerin makineler için içerik ürettiği, algoritmaların (LLM’lerin) ürettiği metinlerin yine başka algoritmalar (arama motoru botları) tarafından tarandığı, indekslendiği ve sıralandığı bir “simülasyon evreni” oluşmaktadır. Bu durum, internetin büyük bir kısmının botlar tarafından üretilen sahte içerikle dolduğunu ve insan etkileşiminin marjinalleştiğini öne süren “Ölü İnternet Teorisi”nin (Dead Internet Theory) pratik ve ürkütücü bir doğrulamasına dönüşmektedir.

2.2. Doygunluk ve Görünmezlik Paradoksu: “Plato” Etkisi

Bu devasa artış trendi incelendiğinde, ilginç bir detay göze çarpmaktadır: Yapay zeka içeriğinin artış hızı, Mayıs 2024 itibarıyla bir “plato” evresine girmiş ve stabil hale gelmiştir.1 Graphite’in analizleri, yapay zeka tarafından üretilen makalelerin büyük bir kısmının Google arama sonuçlarında üst sıralarda yer almadığını, SEO performanslarının düşük olduğunu ve ChatGPT gibi sohbet botlarının referans havuzlarına girmediğini göstermektedir. Arama motorları, “E-E-A-T” (Experience, Expertise, Authoritativeness, Trustworthiness – Deneyim, Uzmanlık, Otorite, Güvenilirlik) kriterlerini güncelleyerek, insan deneyimine dayanmayan, sentetik ve jenerik içerikleri filtrelemeye başlamıştır.

Bu durum bir paradoks yaratmaktadır: İnternet hacimsel olarak yapay zeka içeriği ile dolup taşarken (niceliksel hegemonya), kullanıcıların “kaliteli” ve “insani” bilgiye erişim kanalları daralmaktadır. İnsan yazarlar, bu gürültü (noise) içinde seslerini duyurabilmek için daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalmakta, ancak aynı zamanda algoritmik filtrelerin “spam” veya “sentetik” olarak etiketleme riskine karşı savunmasız kalmaktadırlar. Yani, insan yazar hem içerik çöplüğü içinde kaybolmakta hem de o çöplüğün bir parçası olmakla suçlanmaktadır.

2.3. Doğruluk ve Tespit Metrikleri: İstatistiksel Masumiyet Karinesi

Bu devasa veri yığınını analiz etmek için Graphite tarafından kullanılan metodoloji, 65.000 URL’lik bir örneklem üzerinde ve 500 kelimelik metin parçaları (chunks) baz alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan yapay zeka tespit algoritmalarının, insan yazımı metinleri yanlışlıkla yapay zeka olarak etiketleme oranı (False Positive Rate – Yanlış Pozitif Oranı) %4.2 olarak belirlenmiştir. Farklı metodolojilerle yapılan analizlerde de benzer aralıkta sonuçlar çıkmaktadır, bu yüzden yazımız boyunca bu oranı baz alarak ilerleyeceğiz.

Bu oran (%4.2), bir mühendislik başarısı veya istatistiksel bir hata payı olarak “kabul edilebilir” görülebilir. Ancak bu oranı milyarlarca sayfalık web evrenine, milyonlarca öğrenci ödevine veya akademik makaleye uyarladığımızda, tablonun vahameti ortaya çıkar. Bu, her 100 insan yazarından 4’ünün, hiçbir suçları olmadığı halde “sahtekarlıkla”, “tembellikle” veya “makine kullanmakla” suçlandığı anlamına gelir. Daha da önemlisi, bu oran “standart Amerikan İngilizcesi” ve belirli metin türleri için geçerli bir ortalamadır. Raporun ilerleyen bölümlerinde detaylandırılacağı üzere, Türkçe gibi yapısal olarak farklı dillerde, akademik metinlerde veya “standart dışı” İngilizce lehçelerinde (örneğin Kenya İngilizcesi) bu hata payı dramatik bir şekilde yükselmektedir. İstatistiksel “küçük hata”, bireysel “büyük trajedi”lere dönüşmektedir.

3. “Kenyalı Paradoksu” ve Sömürge Sonrası Eğitimin Algoritmik Cezası

Dijital dünyada “yapay zeka gibi yazmak” suçlaması, sadece metnin kalitesiyle ilgili teknik bir sorun değil, aynı zamanda derin tarihsel kökleri olan sosyopolitik, kültürel ve sınıfsal bir sorundur. Bu durumun en çarpıcı ve sembolik örneği, bu raporda “Kenyalı Paradoksu” olarak adlandırılan fenomendir.

Kenyalı yazar Marcus Olang’ın substack blogunda yayınladığı ve viral hale gelerek küresel bir tartışmayı tetikleyen “Ben ChatGPT gibi yazmıyorum, ChatGPT benim gibi yazıyor” (I don’t write like ChatGPT, ChatGPT writes like me) çıkışı, Küresel Güney’in (Global South) eğitim sistemleri ile Silikon Vadisi’nin dayattığı algoritmik normlar arasındaki çatışmayı kristalize etmektedir.

3.1. Kenya’nın “Yazılı Emirleri” (Commandments of Writing): Bir Performans Olarak Dil

Kenya eğitim sisteminde (ve Hindistan’dan Nijerya’ya kadar birçok eski İngiliz sömürgesinde), İngilizce kompozisyon eğitimi, öğrencilerin dilsel yetkinliğini kanıtlaması üzerine kurulu katı kurallara, kuşaktan kuşağa aktarılan pedagojik “emirlere” dayanır. Bu kurallar, öğrencinin sadece iletişim kurmasını değil, aynı zamanda “eğitimli”, “seçkin” ve “medenileşmiş” bir birey olduğunu ispat etmesini hedefler. Dil, burada bir iletişim aracı olmaktan öte, bir sınıf atlama ve statü göstergesi (signaling) aracıdır.

Söz konusu “emirler”, yazarın ifadesiyle şunlardır:

  1. Birinci Emir: Atasözü ile Başla (The Proverbial Opening): Öğrencilere, her kompozisyona güçlü, ahlaki bir ders veren bir atasözü veya aforizma ile başlamaları öğretilir. Örneğin, aceleyle yapılan bir işin kötü sonuçlarını anlatan bir hikaye, mutlaka “Haste makes waste” (Acele işe şeytan karışır) cümlesiyle başlamalıdır. Bu, metne didaktik, klasik ve otoriter bir ağırlık kazandırır. Giriş cümlesi, okuyucuya “Ben geleneği biliyorum ve ona saygı duyuyorum” mesajı verir.
  2. İkinci Emir: Geniş Kelime Hazinesi ve “Wow Words” (The Vocabulary Drill): Basit, gündelik fiillerin kullanımı zayıflık ve eğitimsizlik göstergesi olarak kabul edilir.
    • “Yürümek” (Walk) Yasaktır: Bir karakterin sadece “yürüdüğünü” yazmak, öğrenci için puan kaybıdır. Bunun yerine “kararlı adımlarla ilerlemek” (strode purposefully), “yorgunlukla sürüklenmek” (trudged wearily) veya “kayıtsızca gezinmek” (ambled nonchalantly) tercih edilmelidir.
    • “Görmek” (See) Yetersizdir: Basitçe görmek yerine “muhteşem bir manzaraya tanıklık etmek” (beheld a magnificent spectacle) veya “temaşa etmek” kullanılmalıdır.
  3. Üçüncü Emir: Yapısal Döngüsellik (Structural Circularity): Kompozisyonlar, giriş paragrafındaki aforizmaya veya ana fikre atıfta bulunarak bitirilmeli, metin “tahmin edilebilir ancak tatmin edici” ve kapalı bir döngüsel yapıya sahip olmalıdır. Metin açık uçlu bırakılmaz, ders net bir şekilde verilir.

Bu eğitim modeli, öğrencilere egzersiz defterlerinde eş anlamlı ve zıt anlamlı kelime listelerini ezberleterek, dili bir “performans sanatı”na dönüştürür. Amaç, modern Amerikan yazınının kutsadığı “yalınlık” (simplicity) değil, belagattir (eloquence). Öğrenci, kelime hazinesinin genişliğiyle öğretmeni (ve dolayısıyla sistemi) etkilemek zorundadır.

3.2. Hemingway vs. Viktoryen Miras: Üslupların Çatışması

Sorun, modern yapay zeka modellerinin (ChatGPT, Claude, Gemini vb.) eğitildiği veri setlerinin baskın karakteriyle bu geleneksel eğitimin kesişim noktasında, daha doğrusu çarpışma anında ortaya çıkar. LLM’ler, telif haklarından muaf olan 19. yüzyıl kamuya açık (public domain) literatürünü, klasik romanları (Dickens, Austen vb.) ve resmi devlet belgelerini yoğun bir şekilde tüketmiştir. Bu metinler, Kenya eğitim sisteminin de temelini oluşturan, İngiliz İmparatorluğu’nun eğitim müfredatından miras kalan Viktoryen dönemin süslü, formel, gramer açısından kusursuz ve kelime zenginliği yüksek İngilizcesini yansıtır.

Öte yandan, modern Batı (özellikle Amerikan) akademik ve profesyonel yazım kültürü, 20. yüzyılın ortalarından itibaren Ernest Hemingway’in öncülük ettiği ve gazetecilik kökenli “kısa, vurucu ve yalın” cümle yapısını kutsar. Amerikan üniversitelerinde, yaratıcı yazarlık kurslarında ve kurumsal iletişim departmanlarında öğrencilere sürekli şu öğütler verilir:

  • “Zarfları (adverbs) atın, zayıf fiilleri güçlendirin.”
  • “Edilgen çatıdan (passive voice) kaçının, etken olun.”
  • “Basit kelimeler kullanın, okuyucuyu yormayın.”
  • “Uzun cümleleri bölün.”

Sonuç olarak, eğitimli bir Kenyalı (veya benzer bir sömürge sonrası eğitimden geçmiş bir Hintli, Nijeryalı), okulda öğrendiği ve “doğru” olduğuna inandığı İngilizce ile yazdığında, metni şu özelliklere sahip olur:

  • Zengin, nadir ve bazen arkaik kelime kullanımı (“Wow words”).
  • Karmaşık cümle yapıları, yan cümlecikler ve bağlaçlar.
  • Didaktik, ahlaki ve resmi bir ton (atasözleri ve aforizmalar).

Bu özellikler, ironik bir şekilde, günümüzde ChatGPT’nin “varsayılan” (default) çıktısının da karakteristik özellikleridir. Çünkü ChatGPT de “bilgili” görünmek için en zengin, en ortalama ve en “kitabi” yolu seçmeye programlanmıştır. Batılı bir okur veya bir yapay zeka dedektörü, bu metni gördüğünde, içindeki insani çabayı, kültürel mirası ve eğitim disiplinini değil; makineye özgü bir “aşırılığı” (hallucination of style), gereksiz bir süsü ve yapaylığı görür.

Bir forum yorumcusunun belirttiği gibi, “Büyük SAT kelimeleri sayfadan tek başına fırladığında” , bu durum doğal olmayan, “zorlama” bir üretim olarak algılanır. Oysa Kenyalı yazar için bu, “zorlama” değil, yıllarca süren bir eğitimin ve disiplinin doğal sonucudur. Bir başka yorumcu, “Karakterlerin her yere ‘strode’ (uzun adımlarla yürüme) etmesi, amatör yazarlığın veya AI’ın bir işaretidir” diyerek , aslında belirli bir kültürel kodun dışlanmasını ifade etmektedir.

3.3. Algoritmik Yabancı Düşmanlığı (Foreigner Penalty)

Bu paradoks, “Yapay Zeka Dedektörlerinde Yabancı Düşmanlığı” (Foreigner Penalty) olarak adlandırılan, istatistiksel olarak kanıtlanmış bir olguyu besler. Stanford Üniversitesi’nin yaptığı çarpıcı araştırma, yapay zeka dedektörlerinin, anadili İngilizce olmayan (non-native) yazarların metinlerini %61 oranında yanlışlıkla “Yapay Zeka” olarak etiketlediğini ortaya koymuştur.6 Buna karşılık, ABD doğumlu sekizinci sınıf öğrencilerinin metinleri neredeyse kusursuz bir doğrulukla “insan” olarak tanınmaktadır.

Algoritma, dilsel karmaşıklığı (lexical richness), gramatik kusursuzluğu ve formel yapıyı “yapaylık” göstergesi olarak kodlamıştır. “Hata yapmak”, “basit yazmak” ve “argo kullanmak” insan olmanın kanıtı sayılırken; “doğru yazmak”, “zengin kelime kullanmak” ve “kurallara uymak” makine olmanın şüphesini doğurmaktadır. Bu durum, küresel bilgi üretiminde İngilizceyi sonradan öğrenen milyarlarca insanı potansiyel “sanık” sandalyesine oturtmaktadır.

4. Türkçe LLM’lerin Anatomisi ve Akademik Veri Hegemonyası

Kenyalı örneğindeki “eğitimsel şartlanma” ile “yapay zeka çıktısı” arasındaki örtüşme, Türkiye özelinde çok daha yapısal bir sorundur. Yerli modellerin eğitiminde kullanılan veri setlerinin kompozisyonu, “Türkçe konuşan yapay zeka”nın aslında bir “Türk akademisyeni” gibi konuşmasına neden olmaktadır.

4.1. Veri Seti Arkeolojisi: “Temiz” Veri Arayışının Bedeli

Büyük Dil Modelleri, “ne yerse onu konuşan”, girdiye bağımlı stokastik papağanlardır (stochastic parrots). İngilizce modeller (GPT-4, Claude, Llama vb.), Common Crawl gibi milyarlarca sayfalık, bloglardan Reddit tartışmalarına, fanfiction sitelerinden haber portallarına kadar her türlü “sokak dilini” ve “canlı dili” içeren devasa ve çeşitli veri setleriyle eğitilir. İngilizce internetin büyüklüğü ve çeşitliliği, modelin hem akademik bir makaleyi hem de sokak argosunu (slang) ayırt etmesine, her iki stili de bağlama göre taklit etmesine olanak tanır.

Ancak Türkçe, NLP literatüründe İngilizceye kıyasla “düşük-orta kaynaklı” (low-to-medium resource) bir dil olarak sınıflandırılır. Türkçe internet verisi, hacim olarak İngilizcenin çok altındadır. Daha da önemlisi, genel tarama (Common Crawl) içindeki Türkçe verinin büyük bir kısmı, makine çevirisiyle (machine translation) oluşturulmuş, SEO amaçlı, anlamsız ve bozuk “çöp” (spam) içeriklerden oluşmaktadır.

Türk araştırmacılar (örneğin Boğaziçi Üniversitesi Tabilab ekibi veya Vngrs gibi teknoloji şirketleri), modellerini bu “gürültülü”, bozuk ve sentaktik olarak hatalı Türkçeden korumak için stratejik ve teknik olarak haklı bir karar alarak “yüksek kaliteli” ve “temiz” veri kaynaklarına yönelmişlerdir. Bu kaynakların en başında, editoryal süreçten geçmiş, imla kurallarına uygun, yapısal olarak düzgün ve güvenilir metinlerin bulunduğu akademik havuzlar gelmektedir: DergiPark (Türkiye’nin akademik dergi platformu) ve YÖK Tez Merkezi.

4.2. TURNA Modeli Örneği: %35 Akademik DNA

Boğaziçi Üniversitesi tarafından geliştirilen TURNA modelinin eğitim verisi dağılımı şöyledir 1:

  • Web Corpora: %50
  • YÖK Tez Merkezi: %25
  • DergiPark: %10
  • Diğer: %15

Bu tablo, modelin dilsel evreninin %35‘inin doğrudan akademik metinlerden oluştuğunu göstermektedir. Modelin “öğretmenleri”, tez jürileridir.

4.3. Türk Akademik Dili ve “Edilgen” Zorbalık

Türk akademik yazım geleneği (habitus), belirli katı, hiyerarşik ve mesafeli kurallara dayanır. Bu kurallar, model tarafından “standart, saygılı ve doğru Türkçe” olarak içselleştirilir ve her türlü çıktıda (sohbet, özetleme, kodlama) yeniden üretilir:

  1. Edilgen Çatı Zorunluluğu (Passive Voice Tyranny): Türk akademik metinlerinde “yaptım”, “buldum”, “düşünüyorum” gibi etken ve birinci tekil şahıs ifadeleri gayri ciddi, öznel ve “bilim dışı” kabul edilir. Bunun yerine “yapılmıştır”“gözlemlenmiştir”“incelenmektedir”“tespit edilmiştir” gibi edilgen yapılar mutlak bir zorunluluktur. TURNA gibi bir model, bir soruya cevap verirken istatistiksel olarak en olası kelime dizilimini seçer; eğitim setinde baskın olan yapı edilgen olduğu için, model de “Bu konuda şu söylenebilir…” veya “Şöyle bir sonuç çıkarılabilir…” şeklinde edilgen, faili meçhul ve mesafeli bir dille yanıt verir.
  2. Nominalizasyon (Adlaşma): Eylemleri isme dönüştürme eğilimi, Türk akademik dilinin ve bürokrasisinin bir diğer hastalığıdır. “Bu yöntemi uygulayarak sorunu çözdük” gibi net bir cümle yerine, “Bu yöntemin uygulanması suretiyle sorunun çözümünün gerçekleştirilmesi sağlanmıştır” denir. Bu yapı, metnin “Perplexity” (şaşkınlık) skorunu düşürür çünkü kalıplaşmış, tekrarlayan ve tahmin edilebilir bloklar (“-nın uygulanması”, “-nın gerçekleştirilmesi”) kullanır.
  3. Bağlaç Enflasyonu ve Geçiş İfadeleri: Mantıksal akışı sağlamak ve metni “dolu” göstermek adına “bu bağlamda”“buna ek olarak”“sonuç olarak”“nitelendirmek gerekirse”“diğer bir deyişle” gibi geçiş ifadeleri (connectors) yoğun bir şekilde kullanılır.

Bir Türk kullanıcısı, ChatGPT veya yerli bir modelle konuştuğunda ve “Çok robotik konuşuyor” dediğinde, aslında modelin “akademisyen gibi konuştuğunu” fark etmektedir. Modelin “varsayılan” (default) modu, bir tez savunmasındaki öğrencinin tedirgin, kurallı, hata yapmaktan korkan ve mesafeli dilidir.

4.4. “Translationese”: Çeviri Dili Kirliliği

Veri setinin geri kalan %50’lik “Web” kısmı da tamamen doğal ve organik değildir. Türkçe internetin önemli bir kısmı, İngilizce içeriklerin (haberler, bloglar, teknoloji makaleleri) otomatik çeviri araçlarıyla (Google Translate vb.) Türkçeye çevrilip yayınlandığı “clickbait” sitelerinden ve içerik çiftliklerinden oluşur.

Bu durum, literatürde “Translationese” (Çeviri Dili) olarak adlandırılan yapay bir Türkçenin veri setlerine sızmasına neden olur. Bu dilde:

  • Özne Kullanımı: Türkçede “gizli özne” (Gidiyorum) kullanımı asıl iken, İngilizceden çevrilen metinlerde sürekli “açık özne” (“Ben gidiyorum”“O yaptı”) kullanımı görülür.
  • Kelime Seçimi: Çeviri modelleri, bağlama en uygun kelimeyi değil, istatistiksel olarak en sık eşleşen kelimeyi seçer. Bu da dildeki nüansların kaybolmasına yol açar.

Sonuç olarak, bir Türk yazar, hem akademik formasyonu gereği “kitabi/resmi” yazdığında hem de küresel internet kültürünün etkisiyle “çeviri kokan” cümleler kurduğunda, LLM’in eğitim verisindeki iki ana damarla (Akademik + Çeviri) tam olarak örtüşmüş olur. Bu durum, yazarın metninin yapay zeka dedektörlerinde “False Positive” (Yanlış Pozitif) olarak işaretlenmesini neredeyse garantiler. Yazar, kendi dilinde bir “yabancı” muamelesi görür.

5. Algoritmik Panoptikon ve Dijital Gözaltı

Michel Foucault’nun Jeremy Bentham’dan ödünç alarak geliştirdiği “Panoptikon” metaforu, modern gözetim toplumunu anlamak için kullanılan en güçlü araçlardan biridir. Klasik Panoptikon’da, merkezi bir kuleden tüm mahkumlar izlenir; mahkumlar o anda izlenip izlenmediklerini bilmezler, ancak her an izlenebilecekleri bilgisiyle ve korkusuyla, kendi davranışlarını sürekli denetler, disipline eder ve normalleştirirler.

Günümüzde bu yapı, “Algoritmik Panoptikon“a dönüşmüştür. Dijital yazarlar, öğrenciler ve akademisyenler, görünmez, her an aktif ve affetmeyen bir “yapay zeka dedektörü” (Turnitin, GPTZero, Originality.ai vb.) tarafından sürekli izlendikleri varsayımıyla hareket ederler. Bu dedektörlerin nasıl çalıştığı (algoritması) şeffaf değildir (black box), hangi kriterlere göre karar verdikleri belirsizdir; ancak vereceği “ceza” (intihal suçlaması, dersten kalma, akademik itibar kaybı, müşteriyi kaybetme) son derece gerçek ve yıkıcıdır.

5.1. Dedektörler Neden Türkçede İflas Ediyor?

Yapay zeka dedektörleri, “sihirli” araçlar değildir; temelde belirli dilsel kalıpları arayan istatistiksel tahmin araçlarıdır. Genellikle iki temel metriğe bakarlar: Perplexity (Şaşkınlık) ve Burstiness (Değişkenlik/Patlayıcılık).

  • Perplexity: Bir dil modelinin bir sonraki kelimeyi ne kadar kolay tahmin edebileceğini ölçer. Düşük perplexity, metnin çok tahmin edilebilir, standart ve kalıplaşmış olduğunu (dolayısıyla muhtemelen AI tarafından yazıldığını) gösterir. Yüksek perplexity, metnin şaşırtıcı, kaotik ve “insani” olduğunu düşündürür.
  • Burstiness: Cümle yapılarının, uzunluklarının ve ritminin ne kadar değişken olduğunu ölçer. İnsanlar bir kısa, bir uzun, bir devrik cümle kurarak ritmi değiştirir; yapay zeka ise daha monoton bir ritim tutturur.

Türkçe gibi sondan eklemeli (agglutinative) dillerde bu metrikler yapısal olarak iflas etmektedir :

  1. Tokenizasyon Sorunu: İngilizce temelli modeller (GPT serisi), Türkçe kelimeleri kök ve eklerine ayırmakta zorlanır. “Gerçekleştirilememektedir” gibi tek ve anlamlı bir kelimeyi 7-8 anlamsız parçaya (token) bölebilir (gerçek, leş, tiri, le, me, mek, tedir…). Bu parçalanma, modelin istatistiksel hesaplamasını bozar ve perplexity ölçümünü anlamsızlaştırır.
  2. Eklerin Tahmin Edilebilirliği (Low Perplexity Trap): Türkçede, özellikle akademik ve resmi dilde kullanılan ekler son derece standarttır ve “tahmin edilebilirdir”. Bir cümle “yapıl-” köküyle başladığında, cümlenin sonunun “-maktadır” veya “-mıştır” ile bitme olasılığı matematiksel olarak çok yüksektir. İngilizceye ayarlı bir dedektör için bu “yüksek tahmin edilebilirlik”, bir “makine üretimi” işaretidir. Oysa bu, Türkçenin gramer yapısının doğal bir sonucudur. Türkçenin kurallı yapısı, onu algoritmalar nezdinde “doğası gereği şüpheli” kılar.

5.2. İnsanlığın Kanıtı Olarak “Kusur”: Tersine Turing Testi

Bu gözetim rejimi, trajikomik ve distopik bir estetik standart yaratır: Gerçekliğin yegane kanıtı artık “kusur”dur.

  • Bir görselin AI olmadığına inanılması için ellerin bozuk çizilmiş olması değil, aksine “grenli” (noisy), flu veya kötü ışıklandırılmış olması beklenir. Pürüzsüzlük, yapaylık alametidir.
  • Bir metnin insan elinden çıktığına inanılması için yazım hatası (typo) içermesi, devrik cümleler kurması, mantıksal sıçramalar yapması veya dilbilgisi kurallarını ihlal etmesi “güven verici” bulunur.

Kusursuzluk, akıcılık, dilbilgisi hakimiyeti ve tutarlılık, artık birer “insanlık dışı” özellik olarak kodlanmıştır. “Reverse Turing Test” (Tersine Turing Testi) kavramı burada devreye girer: Eskiden makinelerin insan kadar zeki olduğunu kanıtlaması beklenirken (Turing Testi), şimdi insanların makine olmadığını kanıtlaması için “aptal”, “dikkatsiz” veya “kusurlu” olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. “Zekayı” sergilemek şüphe çekerken, “hatayı” sergilemek beraat gerekçesi olmaktadır.12

6. Aptallaşma (Dumbing Down) ve Uzmanlığın İnkarı

Algoritmik Panoptikon’un en yıkıcı ve uzun vadeli sonucu, yazarların, öğrencilerin ve profesyonellerin hayatta kalma stratejisi olarak geliştirdiği “Aptallaşma” (Dumbing Down) refleksidir. Bu, sadece bir stil değişikliği değil, bir entelektüel gerileme sürecidir.14

6.1. Bilişsel Yük ve “Unlearning” (Unutma)

Yazmak, usta bir yazar veya akademisyen için bir “kas hafızası” (muscle memory) eylemidir. Akademik formasyon almış bir Türk yazar, “edilgen çatı” kullanırken düşünmez; bu, onun doğal akışıdır. Karmaşık bir fikri ifade etmek için “müteakiben” veya “bilahare” kelimelerini kullanmak, onun için nefes almak gibidir.

Ancak algoritmik tehdit altında, yazar sürekli olarak kendi zihnini sansürlemek, doğal akışını durdurmak zorunda kalır:

  • “Bu cümle çok mu düzgün oldu? AI gibi duruyor.”
  • “Buraya bilerek bir virgül hatası mı eklesem?”
  • ” ‘Robust’ (sağlam/güçlü) kelimesini çıkarıp yerine daha basit bir kelime mi koysam?” (Bu kelimenin AI dedektörlerini tetiklediğine dair yaygın bir inanış vardır).

Bu süreç, yazarın bilişsel kapasitesini ve enerjisini metnin içeriğinden (content – ne söylediği) alıp, metnin formuna (style – nasıl göründüğü) ve dedektörü atlatma stratejisine kaydırır. Bu durum, “Bilişsel Yük” (Cognitive Load) teorisine göre, yaratıcılığı, derinlemesine düşünmeyi ve akış halini (flow) engeller. Yazarlar, yıllarca emek vererek öğrendikleri “iyi yazma” kurallarını bilinçli olarak “unutmaya” (unlearning) ve “bozmaya” çalışırlar. Bu, bir piyanistin robot sanılmamak için bilerek yanlış notaya basmasına benzer.

6.2. Entelektüel Erozyon ve “Newspeak”

Öğrenciler ve profesyoneller, “yapay zeka gibi duyulmamak” için kelime dağarcıklarını daraltmaya başlamıştır. Nadir kullanılan, nüanslı, şiirsel ve zengin kelimeler (Kenya örneğindeki “wow words” veya Türkçedeki eski kelimeler), “riskli” bulunduğu için terk edilmektedir. Bunun yerine, dedektörlerin “insani” bulduğu, daha basit, daha konuşma diline yakın, daha sığ ve daha “güvenli” bir dil benimsenmektedir.

Bu durum, dilin fakirleşmesine ve George Orwell’ın “1984” romanındaki “Newspeak” (Yeni Söylem) kavramına benzer bir daralmaya yol açar. Dilin sınırları, düşüncenin sınırlarını belirler. Eğer karmaşık cümleler, soyut kavramlar ve zengin betimlemeler “yapay zeka şüphesi” nedeniyle kullanımdan kalkarsa, bu kavramlarla düşünme yetisi de zamanla körelecektir. İroni, metafor ve alt metin (subtext) kullanımı, AI’ın “düz” mantığıyla karıştırılma korkusuyla azalacaktır.

6.2. Kaybolan Nüans

Kenya kültüründeki “Kaona” (kelimelerin içine gizli anlamlar yükleme, satır arası okuma) kavramı, Türkçedeki “ima”, “kinaye”, “hiciv” ve “tevriye” sanatlarıyla benzerlik gösterir. Ancak yapay zeka modelleri ve onları denetleyen dedektörler, “düz”, “açık” ve “literal” anlamı tercih eder. İroni, sarkazm ve kültürel göndermeler, algoritmalar tarafından yanlış yorumlanmaya, “halüsinasyon” sanılmaya veya bağlamdan koparılmaya çok açıktır.

Bu nedenle, dijital iletişimde bir “sterilizasyon” süreci yaşanmaktadır. Yazarlar, yanlış anlaşılmamak veya bot sanılmamak için (Poe Yasası gereği) çift anlamlılıktan kaçınmakta, metinlerini dümdüz, duygusuz ve mekanik olmayan (ama ironik bir şekilde ruhsuzlaşan) bir hale getirmektedirler. Kültürel kodlar, yerel deyimler ve “bizim gibi” konuşma biçimleri, yerini “Globalese” denilen, köksüz, yersiz-yurtsuz ve standartlaştırılmış bir küresel dile bırakmaktadır.

7. Sonuç: İnsan Kalma Mücadelesi ve Çıkış Yolu

Giriş bölümünde belirttiğim “O yazmayı benden öğrendi” cümlesi, aslında bu sürecin bir özetidir. Türk akademisinin veya Kenya eğitim sisteminin ürettiği “mükemmeliyetçi” ve “kurallı” insan modeli, algoritmik çağda en büyük “şüpheli” konumuna düşmüştür.

TURNA gibi yerli modellerin %35 oranında akademik veriye dayanması, Türkçenin dijital geleceği için ciddi bir uyarı niteliğindedir. Eğer modeller sadece akademisyenleri taklit ederse ve akademisyenler de modellerden kaçmak için “sokak ağzına” sığınırsa, Türkçenin yüksek kültür dili (yüksek zümre dili) ve bilim dili dijital ortamda erozyona uğrama ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Çözüm Önerileri:

  1. Veri Şeffaflığı ve Çeşitlilik: Yerli LLM geliştiricileri (Tabilab, Vngrs vb.), eğitim setlerindeki “akademik/web” dengesini şeffaf bir şekilde açıklamalıdır. Modellerin “sesini” çeşitlendirecek, Türkçenin zenginliğini, duygusal derinliğini ve gündelik kıvraklığını yansıtacak, ancak çeviri kokmayan (Translationese olmayan) nitelikli edebi eserler, tiyatro oyunları, senaryolar ve nitelikli forum tartışmaları veri setlerine daha ağırlıklı dahil edilmelidir.
  2. Dedektörlerin Reddi ve “Süreç” Odaklılık: Akademik kurumlar ve yayınevleri, Vanderbilt Üniversitesi örneğinde olduğu gibi , mevcut AI dedektörlerinin Türkçe gibi dillerde ve akademik yazımda “kusurlu” ve “önyargılı” olduğunu kabul etmeli ve bu araçları disiplin suçlaması için “kesin kanıt” olarak kullanmayı derhal bırakmalıdır. İnsanlığın kanıtı, metnin son halindeki istatistiksel analizle (perplexity) değil, süreç (provenance) ile aranmalıdır. Versiyon geçmişi (version history), fikir geliştirme aşamaları, taslaklar ve yazarın geçmiş üslup tutarlılığı esas alınmalıdır.
  3. Eğitimde “Ses” Arayışı: Eğitimciler, öğrencilere “robot gibi yazmayı” (aşırı formel kalıpları, şablonları, “giriş-gelişme-sonuç” klişelerini) öğretmek yerine, yapay zekanın taklit etmekte zorlandığı eleştirel düşünce, özgün bakış açısı, kişisel deneyim aktarımı ve “kusurlu ama ruhlu” anlatım tarzlarını teşvik etmelidir. “Geniş kelime hazinesi” ezberletmek yerine, kelimelerin bağlamsal gücü ve duygusal yükü öğretilmelidir.

Sonuç olarak, makinelerin dili ele geçirdiği bu çağda, insanın en büyük direnişi, dedektörleri kandırmak için kasten “aptallaşmak” değil, kendi dilsel mirasına, kültürel kodlarına ve niyetine (intention) sahip çıkmaktır. Bir metni insan yapan şey, gramerinin bozukluğu veya imla hatası değildir; satır aralarındaki yaşanmışlığın, o kelimeyi seçerken duyulan tereddütün, kültürel hafızanın ve okurla kurulan sessiz suç ortaklığının (Kaona) sahiciliğidir. Dijital panoptikonun gözetleme kulesine karşı verilecek en iyi cevap, kendi sesimizden, belagatimizden ve “insanca” yazma hakkımızdan vazgeçmemektir.

Tablo 1: Türkçe LLM Eğitim Veri Setlerinin Karşılaştırmalı Analizi ve Olası Etkileri

Model Adı Temel Veri Kaynakları Akademik Veri Oranı Dilsel Karakteristik (Model Üslubu) İnsan Yazara Olası Etkisi (“Yapaylık” Algısı)
TURNA Web Corpora, YÖK Tez Merkezi, DergiPark, Kitaplar %35 (Yüksek) Yüksek oranda edilgen çatı, formel terminoloji, “yapılmıştır/edilmiştir” kalıpları, nominalizasyon. Akademik aşırı-uyum (overfitting). Formel ve kurallı yazan akademisyenlerin metinleri doğrudan TURNA çıktısına benzer ve şüpheli bulunur.
Kanarya OSCAR, mC4 (Filtrelenmiş) Düşük-Orta Ansiklopedik bilgi dili, haber metni tonu, standart İstanbul Türkçesi. Wikipedia benzeri didaktik ton. Bilgi verici ve tarafsız metinlerin “ruhsuz” algılanması.
VBART Temizlenmiş (Denoised) Web Korpusu Düşük Düzeltilmiş, hatasız, sterilize edilmiş ve pürüzsüz web dili. Doğal hatalardan, argodan ve devrikliklerden arındırılmışlık. “Çok düzgün” yazanların şüpheli bulunması.
GPT-4o (TR) Çok Dilli (İngilizce Dominant + Çeviri) Bilinmiyor (Dolaylı) “Translationese” (Çeviri kokan Türkçe), Anglosakson retorik yapısı, açık özne kullanımı. Kültürel uyumsuzluk. Türkçe düşünüp yazanların değil, İngilizce düşünüp Türkçe yazanların veya çeviri yapanların AI sanılması.

Alıntılanan çalışmalar

  1. More Articles Are Now Created by AI Than Humans – Graphite, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://graphite.io/five-percent/more-articles-are-now-created-by-ai-than-humans
  2. Guidance on AI Detection and Why We’re Disabling Turnitin’s AI Detector | Brightspace Support | Vanderbilt University, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://www.vanderbilt.edu/brightspace/2023/08/16/guidance-on-ai-detection-and-why-were-disabling-turnitins-ai-detector/
  3. AI-written articles surpass human output online for the 1st time, study finds – NextShark, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://nextshark.com/ai-articles-surpass-human-output-study
  4. AI content grows, but human articles still dominate search results – Medium, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://medium.com/@thekeyword/ai-content-grows-but-human-articles-still-dominate-search-results-7d49a3cfffb0
  5. Why Kenyans are said to write in a ‘ChatGPT-like’ style – GIGAZINE, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://gigazine.net/gsc_news/en/20251216-kenyan-writing-chatgpt/
  6. James Zou, et al, warn on the objectivity of AI detectors | Stanford Electrical Engineering, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://ee.stanford.edu/james-zou-et-al-warn-objectivity-ai-detectors
  7. AI-Detectors Biased Against Non-Native English Writers | Stanford HAI, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://hai.stanford.edu/news/ai-detectors-biased-against-non-native-english-writers
  8. TURNA: A Turkish Encoder-Decoder Language Model for Enhanced Understanding and Generation – ResearchGate, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://www.researchgate.net/publication/384207516_TURNA_A_Turkish_Encoder-Decoder_Language_Model_for_Enhanced_Understanding_and_Generation
  9. Large language models in clinical trials: applications, technical advances, and future directions – PMC, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12522288/
  10. The algorithmic panopticon at Deliveroo: Measurement, precarity, and the illusion of control – Ephemeral Journal, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://ephemerajournal.org/sites/default/files/2022-01/20-3Woodcock.pdf
  11. A Quantitative Study of Artificial Intelligence in Foreign Language Talent Cultivation, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://www.researchgate.net/publication/389929959_A_Quantitative_Study_of_Artificial_Intelligence_in_Foreign_Language_Talent_Cultivation
  12. The Reverse Turing Test and proof-of-human currency – Inverted Passion, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://invertedpassion.com/the-reverse-turing-test-and-proof-of-human-currency/
  13. Large Language Models and the Reverse Turing Test | Neural Computation | MIT Press, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://direct.mit.edu/neco/article/35/3/309/114731/Large-Language-Models-and-the-Reverse-Turing-Test
  14. The AI Paradox in Academia: When Writing Too Well Raises Red Flags – ResearchGate, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://www.researchgate.net/publication/391874364_The_AI_Paradox_in_Academia_When_Writing_Too_Well_Raises_Red_Flags
  15. I’m so sick of dumbing myself down to “pass” AI checks!!!! : r/CollegeRant – Reddit, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://www.reddit.com/r/CollegeRant/comments/1pa22lw/im_so_sick_of_dumbing_myself_down_to_pass_ai/
  16. The “Robust” Dilemma: How AI Checkers Are Dumbing Down Our Vocabulary – Medium, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://medium.com/@jabert/the-robust-dilemma-how-ai-checkers-are-dumbing-down-our-vocabulary-fe1c6ad21048
  17. New Horizons in Artificial Intelligence in Libraries, erişim tarihi Aralık 25, 2025, https://library.oapen.org/bitstream/handle/20.500.12657/98734/9783111336435.pdf?sequence=1&isAllowed=y
Τα εις εαυτόν

Yarım Kalan Projelerin Unutulmaz Organizatörü

Farklı İşler!

Profil 1

Nuri Bay

Profil 2

Nuri Sel*

Profil 3

Ferit Nakıs

Profil 4

Ömer Lütfi Ünbil

Profil 5

Nuri Bay v4.0

Kategoriler

Son yorumlar

Üst veri

Etiketler

Etiketler:

#ai #llm #makale

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.