– İlyas için…
I.
Gök kurşuni bir sarkıt gibi inerken içimize,
Ayaklarımda eski zamanlardan kalma kareli bir rüya,
Karoların soğuk geometrisine basıyor serçeler.
Islak ahşap korkuluklar, paslı ve kadim iskele…
Saksının daralan rahminde
Kılıçtan çekilmiş yeşil bir nida yükseliyor göğe:
Damlaların ağır ağır soyunduğu yaprak gövdeleri.
İçime doluyor ıslak toprak;
Dünya, etine saplanan gümüş iğnelerle susuyor.
II.
Göğün kambur omuzlarında unutulmuş hırkalar: bulutlar.
Puslu bir sessizliği emziriyor vadi.
Aşağıda taraçalar, basamaklı zümrüt merdiven;
Çay sürgünlerinin boynuna dolanıyor sis.
Bir dağ kıvrılıyor kendi gölgesinin üstüne,
Binbir tonuyla yeşil, kendini yeniden doğuran bir lisan şimdi.
Karşı sırtın dumanlı alnında tek başına o beyaz ev:
Rüzgârın unuttuğu kırık bir tebeşir parçası.
Sis, incecik bir uyku dağların doruğunda,
Büyüyor masalı zamandan azade.
III.
Gürültünün kırık dişli çarkları durdu,
Zaman, cebimizde ağırlaşan kurşun bilye,
Süzülüp düşüyor yağmurun ritmine.
Sığınaklerin en dilsizinde,
Nemli ve diri yaprak soluğuyla yıkanıyor gölgemiz.
Uhrevi bir derinlik topluyor eteklerini vadiden,
Arınıyor dünya kendi kirli kelimelerinden.
Biz bu sis perdesinin ardında kaybolanlar,
Doğanın o arı, o kekeme ve muazzam şiirini dinliyoruz.
Sis dağılıyor, vadi kızıla çalıyor usulca;
Çatlak aynasından akşama dönüyor yağmur:
Gün batımı her akşam başka renge bürünür,
Senin güzelliğin gibi; her baktığımda başka bir güzel.
Etiketler:
#karadeniz #yağmur #rize #ilyas












Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!