Bazen üç ay gecikir bir cümle,
cebindeki bozuk para gibi
başka pantolonlara taşınır,
yıkanır,
kurur,
unutulur.
Sonra bir akşam,
durduk yerde çıkar gelir:

“Sarıyer şefliğindeydik.”

Üç ay sonra yazılan şeylere güveniyorum ben.
Hemen söylenenler
henüz dünyaya alışmamış oluyor.
Üç ay bekleyen bir cümle ise
ekmek gibi.
Kendi mayasını taşıyor içinde.
Ne kadar sade.
Ne kadar ağır.

“Sarıyer şefliğindeydik.
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı”

Böyle devam edince cümle
Bir semtin omzuna bırakılmış
eski bir ceket gibi duruyor şimdi.
halbuki Çayırbaşı içinde çimen büyütür
ve istasyonlar…

İstasyonlar hakkında konuşalım
şehirlerin uyumayan böbrekleri.
Gece boyunca ışık süzerler.
Yorgun kamyonları,
uykusuz sürücüleri,
yarım kalmış evlilikleri,

bazı yerler
kendilerini tabelalarıyla anlatmaz ya
o halde istasyonlarda ki
nadir lezzetleri de konuşalım sonra
Bir litre mazotun yanında
bir çocukluk bulduran,
iki sigara arasında
yıllardır kaybettiğin bir yüzü
ansıtan nadir bulunan şeyler hakkında

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.”

Dumanı,
hamurun alnından kalkıyordu.
Bu ikinci yiyişimdi benim.
Bir şeyi ikinci kez yemek,
onu doğrulamaktır biraz.
Bunu söylüyorum çünkü
Siz de yiyin demek için
dünyaya küçük bir işaret bırakır insan.
Bak, buradan geçtim.
Bak, bunu beğendim.
Bak, bir gün karnım gerçekten toktu
ve ben bunları ölümsüzlük için değil
siz de yiyin diye yazıyorum
ölümsüzlük büyük laf
tavsiye daha dürüst.

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı”

Sahil ilginçtir,
Denizle kara anlaşamasın diye araya konmuş bir
tercüman gibi ifadesiz,
uzun bir cümlenin altını çizen kalem gibi
boğaza yaslanıyordu.
Ne denizin tarafındaydı
ne toprağın.
Sadece ikisinin de sustuğu şeyi
sessizce okuyordu.
İnsan oradan geçerken
nereye baktığını değil,
neyi hatırladığını anlıyordu.

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı
Bayramdan önceydi.”

Bayramdan önceydi
Takvimlerin yüzünde
henüz telaşın sakalı çıkmamıştı.
Yollar kendilerine aitti
Issız değil.
Kalabalıksız ve yalnız ve ıslı.
yani kendine ait.
Bu önemli

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı
Bayramdan önceydi.
Denizin rengini farkettim
Boğaz turkuaz olmuş ve ben toktum”

Boğaz turkuaz olmuş.
Kim boyadı onu?
Hangi ressam,
hangi çocuk,
hangi unutkan melek?
Su,
kendini deniz olmaktan çıkarıp
bir taşın hayaline çevirmiş,
çocukluğunu giymişti.
Aç insan başka bakar tok insan başka
Aç adam denizi görmez, balığı görür
Tok adam denizi görmez, rengi farkeder.
Toktum ve ben farkettim.
Deniz,
bir yerlerden ödünç aldığı maviyi
usul usul geri veriyordu.

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı
Bayramdan önceydi.
Denizin rengini farkettim
Boğaz turkuaz olmuş ve ben toktum
Ne olduğunu hatırlamıyorum ama
Radyoda güzel bir şeyler çalıyor olmalı”

Bazen şarkı unutulur,
Mutluluk kalır.
Adını bilmediğin bir kuşun
Sesini sevmen gibi.

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı
Bayramdan önceydi.
Denizin rengini farkettim
Boğaz turkuaz olmuş ve ben toktum
Ne olduğunu hatırlamıyorum ama
Radyoda güzel bir şeyler çalıyor olmalı
İkinci köprüye doğru sürüyordum”

Köprüler garip şeylerdir.
Şehirlerin kurduğu en uzun cümleler,
Başlarlar, biterler ama hiçbir yere varmazlar
Tam olarak iki kıyıyı değil,
iki zamanı bağlarlar bazen.
Bir yanında henüz söylenmemiş sözler,
öbür yanında unutulmuş olanlar.
Aradan biz geçeriz.
Biraz eksik,
biraz fazla.
Dünya,
o günlüğüne
benden bir şey istemiyordu.
Ne hesap,
ne savunma,
ne açıklama.
Sadece yol.
Sadece rüzgâr.
Sadece bir adamın direksiyonda
kendi ömrünü taşıması
ve yaşadığını anlaması
işte ben geçtim o gün köprüden
biraz eksik
biraz fazla

“Sarıyer şefliğindeydik,
Çayırbaşı’nda bir benzin istasyonu vardı
Ve biz Pidebandan pide söyledik.
Sonra çıktım ve yol sahile bağlandı
Bayramdan önceydi.
Denizin rengini farkettim
Boğaz turkuaz olmuş ve ben toktum
Ne olduğunu hatırlamıyorum ama
Radyoda güzel bir şeyler çalıyor olmalı
İkinci köprüye doğru sürüyordum.
İnsan yaşadığının bilinmesini istiyor bazen
Onun için yazıyorum”

İnsan yaşadığının bilinmesini istiyor bazen.
Bu yüzden fotoğraf çekiyor.
Bu yüzden mektup yazıyor.
Bu yüzden duvara isim kazıyor.
Bu yüzden şiir yazıyor.
Birileri görsün diye değil.
Kendisi kaybolmasın diye.
Çünkü bazı günler
çok güzel geçiyor.
Öyle büyük güzellikler değil.
Tarihe geçecek türden hiç değil.
Bir pide.
Bir sahil.
Bir köprü.
Bir radyo sesi.
Bir renk.
Hepsi bu.
Ama insan yaşadığının bilinmesini istiyor,
Hayat bazen sadece bunun için yaşanmış gibi geliyor.
Bir ağaca söyleyemediğini insan
bir deftere söylüyor.
Bir dosta söyleyemediğini
bir ekrana.
Bir ekrana söyleyemediğini
gecenin cebine bırakıyor.
Belki kimse okumayacak.
Belki bu satırlar
bir çekmecenin dibinde
eski fişlerle komşu olacak.
Ama yine de yazıyoruz.
Çünkü hayat,
yalnız yaşanmak istemiyor.
Bir benzin istasyonunun ışığı altında,
bir pide buharında,
turkuaza dönen bir boğaz kıyısında,
birinin gerçekten yaşamış olduğunu
bir yere not düşmek gerekiyor.
Geç de olsa.
Nadiren de olsa.
Bir cümlenin eve dönmesi gibi.
Hepsi bu.

Çankırı – 29/06/2026

Τα εις εαυτόν

Yarım Kalan Projelerin Unutulmaz Organizatörü

Farklı İşler!

Profil 1

Nuri Bay

Profil 2

Nuri Sel*

Profil 3

Ferit Nakıs

Profil 4

Ömer Lütfi Ünbil

Profil 5

Nuri Bay v4.0

Kategoriler

Son yorumlar

Üst veri

Etiketler

Etiketler:

#şiir

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.