Mayıs ayında bir pazar
Çamaşır iplerine asılmış bulutların
ceplerini yokluyordu rüzgâr.
Bir çocuk, ağzında yarım kalmış bir ıslıkla,
sokağın köşesine bıraktığı gölgesini
akşam olunca almak üzere gitmişti.
Mayıs ayında bir pazar.
Berberler tıraş ettikleri aynaları
kapı önlerine çıkarıyordu.
Kadınlar balkonlardan sarkan fesleğenleri
bir akraba gibi çağırıyordu içeri.
Bir kedi, dünyanın bütün yanlışlarını
kuyruğuna dolamış,
uyukluyordu güneşin en eski yerinde.
Ben o gün
bir ağacın konuşma kusurunu dinledim.
Her yaprağı başka bir harfe benzeyen
utangaç bir kavaktı bu.
Göğe doğru söylediklerini
toprak yanlış anlıyor,
toprağa söylediklerini
gökyüzü.
Bu yüzden bahar,
iki devlet arasında kalmış bir tercüman
ve Mayıs ayında bir pazar.
Ekmek kokusu vardı.
Saatler biraz yavaştı.
Kuşlar acele etmiyordu ölmeye.
Akıştaki felaketler bile
uzaktan geçen bir trenin dumanı kadar
kararsız görünüyordu.
Bir adam,
cebindeki son umudu bozdurup
çocuklarına simit alıyor,
Bir kadın,
gençliğini kırka katlayıp
sandığın en altına kaldırıyordu
ve bir ihtiyar,
ömrünün düğmelerini ilikler gibi
oturuyordu parkta.
Kimsenin adı tam değildi o gün.
Herkes biraz eksik,
biraz yaşamış başkasına.
Mayıs ayında bir pazar.
Bir karınca
taşıdığı ekmek kırıntısıyla
bir imparatorluğu göç ettiriyordu.
Bir serçe
çatılar arasında gidip gelirken
tasasız bir ilahinin notasına dönüşüyordu.
Bir bulut
bütün denizleri unutmuş bir gemi gibi
başıboş dolaşıyordu göğün maviliğinde.
Ben ise
hangi yüzümle sevineceğimi bilemiyordum.
Çünkü insan,
en çok güzel havalarda hatırlar kayıplarını.
Güneş vurdukça belirginleşir
eski çatlaklar.
Bahar,
yalnızlığın üzerine çekilmiş ince bir tül gibidir bazen;
yarayı gizler,
iyileştirmez.
Mayıs ayında bir pazar.
Uzaktan bir düğün geçiyordu.
Davulun içindeki boşluk
herkesten daha yüksek konuşuyordu.
Bir gelin,
çocukluğunu son kez sallayan bir mendil gibi
arkasında bırakıyordu.
Atlar yoktu artık,
ama toz hâlâ vardı.
Çünkü zaman,
alışkanlıklarından kolay vazgeçmiyor.
Sonra akşam oldu.
Gökyüzü,
meyhaneden geç çıkan bir işçi gibi
yorgun ve kırmızıydı.
Sokak lambaları
karanlığın açtığı küçük yaralara benziyordu.
Evler birer birer içlerine çekildi.
Pencerelerde ışıklar yandı.
Ve dünya,
sanki hiçbir şey olmamış gibi
dönmeye devam etti.
Oysa olmuştu.
Bir çocuk gölgesini unutmuştu.
Bir kedi yanlışlarıyla uyuyakalmıştı.
Bir kavak hâlâ anlatamamıştı derdini.
Bir adam umudunu bozdurmuştu.
Bir kadın gençliğini kaldırmıştı sandığa.
Ve mayıs ayında bir pazar,
kimsenin fark etmediği bir yerde,
sessizce yaşlanmıştı.
Sabah yeniden gelecek diye
kimsenin üzerine alınmadığı
küçük bir ölüm gibi.
31 Mayıs 2026, Pazar
Etiketler:
#şiir













Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!