fotoğraflar zaman makinesidir
ama geriye açılır kapıları
içlerinde dünün saati işler
bir çekmeceyi açarsın
içinden eski bir yaz çıkar
karpuz kabuklarının serinliği,
sokak lambalarına yapışmış akşamlar,
annemin saçlarına sinmiş sabun kokusu
hepsi sararmış
demek zamanın da bir güneşi varmış
şu köşesi kıvrık fotoğrafta
kimsenin artık oturmadığı bir gülüş var
bir sandalye kadar yetim,
bir pencere kadar açık
bakıyorum
bakmak dediysem gidiyorum aslında
çünkü fotoğraflar yürüyen şeylerdir
gözden kalbe doğru
kalpten kayba doğru
bir meydanın ortasında durmuş çocuk
ceplerinde misket yerine gelecek taşıyor
o gelecek çoktan eskimiş şimdi
cepler aynı, çocuk başka
bir berber dükkânının aynasında
iki bin yıllık bir öğleden sonra asılı
makasın ağzında bekleyen saçlar,
henüz söylenmemiş ayrılıklar
kim bilir, belki bütün albümler
vaktinden önce ihtiyarlamış takvimlerdir
sayfalarını çevirdikçe
biraz daha yaklaşır insana ölüler
dedem var mesela şu fotoğrafta
ceketinin omzunda yağmurdan kalma bir bulut
gözlerinde kimsenin artık konuşmadığı bir mahalle
sesini duyamıyorum
fotoğrafın büyük kusuru bu
gürültüyü unutuyor, yalnız sessizliği saklıyor
bir günün kuşlarını alıyor, kanatlarını bırakıyor
ve insan eksik bir hatıranın önünde
tam bir özlem gibi kalıyor
albüm kapanıyor
oda değişmiyor
duvar aynı, masa aynı
ama ben dönmüş olmuyorum
çünkü biraz önce bir ağacın gölgesinden geçtim
çoktan yıkılmış bir evin kapısını çaldım
çocukluğumun dizini kanattım yeniden
bir fotoğrafın içinden çıktım
şimdi anlıyorum
zaman ileri gidiyor belki
ama hatıra geriye doğru akan bir nehir
biz kıyısında yaşlandığımızı sanırken
su, çocukluğumuza doğru yürür
ve her fotoğraf cebine
birkaç yıl doldurmuş bir posta güvercini gibi
gelir
omzumuza konar
sonra usulca,
kaybettiğimiz herkesi
yeniden kaybetmemizi sağlar.
Çankırı – 24/06/26
Etiketler:
#şiir













Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!